Exit bir tarih olarak planlanır, ama bir diziliş olarak yaşanır
Kariyerde exit yapmak dendiğinde akla önce bir tarih gelir: istifa mektubunun verildiği gün, devir sözleşmesinin imzalandığı gün, son çalışma günü. Takvimde bir kare, etrafında bir kutlama ya da bir veda. Planlama da bu kareye kurulur. Kime ne zaman söylenecek, sözleşmede hangi madde olacak, ilk ayın maddi tablosu nasıl görünecek.
Yaşanan ise bir kare değil, bir diziliştir. Karar aylar önce verilmiştir, ama kimse bilmez. Tarih geldiğinde iş bırakılır, ama kimlik hâlâ aynı yerdedir. Tarihten aylar sonra, hiçbir takvim karesinin işaret etmediği bir sabah, kişi kendini artık o masada olmayan biri olarak tanıtmaya çalışırken bulur. Exit tek günde olmaz; tek günde yalnızca imza atılır.
Bu fark küçük görünür, ama planın neye benzediğini değiştirir. Tarih odaklı planlama sorulara şunu sorar: o gün ne olacak. Diziliş odaklı planlama ise şunu: o günden önceki aylarda ne devredilecek, o günden sonraki aylarda ne boş kalacak. İlk soru bir takvim üretir, ikincisi bir sıra.
Neden tarih yetmez
Tarih hukuki ve mali olanı kapatır. Alışkanlıkları, ilişkileri ve kendini tarif etme biçimini kapatmaz. Bu yüzden exit'i bir kapanış olarak planlayan kişi, kapanmayan şeylerle tarihten sonra yalnız kalır. Exit'i bir kapanış değil, bir devir teslim olarak ele alan kişi, hangi şeyin kime ve ne zamana devredildiğini önceden yazmış olur. Yazılmamış olan devredilemez, devredilemeyen de taşınmaya devam eder.
Ayrılan kişiyle birlikte üç şey yer değiştirir ve hiçbiri imzayla bitmez
Sahada ayrılma kararından sonra konuştuğumuz kişilerin hemen hepsinde aynı üç şey ayrı ayrı yer değiştirir. Çoğu kişi bunları tek bir kayıp olarak yaşar ve bu yüzden ne yapacağını bilemez.
Üçünü ayırmak
- Bilgi ve ilişki: yıllar içinde birikmiş bir tanışıklık, kimin kime ne zaman ne soracağını bilmek. Bunlar devredilebilir; ama yalnızca biri devir için zaman ayırırsa.
- Gündelik düzen: sabahın yapısı, kimin aradığı, günün neye göre kurulduğu. Bunlar devredilemez, yerine yenisi konabilir.
- Kendini tarif etme biçimi: hangi unvanla, hangi cümleyle tanışıldığı. Bunu kimse devralmaz; kişi onu yeniden yazar.
Somut bir örnek farkı gösterir. Yıllarca aynı kurumu temsil etmiş bir yönetici, ayrıldıktan sonra ilk toplantıda kendini tanıtırken eski unvanı kullanmaya devam eder. Bu bir inat değildir; yeni cümle henüz yazılmamıştır. Kişi tarifin geciktiğini bilseydi, bunu bir eksiklik değil, sürecin beklenen bir aşaması olarak okuyabilirdi.
Üçü aynı hızda değişmez. Bilgi ilk haftalarda aktarılır, düzen birkaç ay içinde oturur, tarif ise çoğu zaman bir yıla yaklaşan bir sürede kendi cümlesini bulur. Üçünü tek bir kayıp sayan kişi, düzenin eksikliğini kimlik krizi, kimliğin eksikliğini ise düzen sorunu sanır.
Boşluğun nereden geldiğini okumak için exit sonrası boşluk hissini bir ölçüm olarak okumak üzerine yazdığımız notta bir kayıt yöntemi anlattık. Burada konu, boşluk gelmeden önceki sıradır.
Yazılmamış olan devredilemez; devredilemeyen de taşınmaya devam eder.
Yöntem, tarihi değil sırayı kararlaştırır
Yöntem üç adımdan oluşur ve adımların sırası, kendilerinden daha önemlidir. İlk adım ayrılan şeyi adlandırmaktır; ikincisi devir tarihini takvime yazmak; üçüncüsü ise ayrılıktan sonra ilk iki ay için hiçbir şey taahhüt etmemek.
Önce neyin ayrıldığını yazmak
Birinci adımda kişi iki sütunlu bir sayfa hazırlar: ayrılırken yanımda ne götürüyorum, burada ne bırakıyorum. Sol sütuna beceriler, ilişkiler ve öğrenilenler; sağ sütuna açık işler, verilmiş sözler ve yalnızca bu koltuğa bağlı olan yetkiler yazılır. Sağ sütundaki her satırın yanına bir isim konur: bu kime devrediliyor.
Devir tarihi, ayrılık tarihinden ayrıdır
İkinci adımda iki ayrı tarih belirlenir. Devir tarihi, sağ sütundaki son satırın bir başkasına geçtiği gündür. Ayrılık tarihi, kişinin resmen çıktığı gündür. Aralarında en az birkaç hafta olması gerekir; çünkü devir tamamlanmadan çıkan kişi, çıktıktan sonra da telefonla işin içinde kalır. Devir bittikten sonra ayrılığa kadar geçen süre ise tam tersini yapar: kişiyi, o koltukta artık bir işi olmayan biri olarak ilk kez denemeye açar.
Üç adımın hiçbiri karmaşık değildir; zorluk, bunların ayrılık tarihine yaklaştıkça ertelenmesindedir. Takvim sıkıştığında kişi önce en görünür olanı, yani resmi tarihi netleştirir. Sayfa, devir tarihi ve boş zaman ise son haftaya kalır, yani artık değiştirilemeyecekleri bir zamana.
İki tarihi birbirinden ayırmak, ayrılığın en pahalı iki hatasını, yarım devri ve gecikmiş vedayı, birlikte önler.
Yöntemi kurucu ve yönetici için aynı biçimde uyguladığımızda şunu görürüz: iki sütunlu sayfa ilk bakışta bir devir listesidir, ama asıl işi sağ sütunun boş satırlarında yapar. İsim yazılamayan her satır, kişinin hâlâ taşıdığı bir sorumluluğu gösterir.
Aradaki boş zaman bir kayıp değil, yöntemin en korunması gereken parçasıdır
Yöntemin üçüncü adımı en çok direnç gören adımdır. Ayrılıktan sonraki ilk iki ay için herhangi bir iş, kurul üyeliği ya da danışmanlık sözü verilmez. Bu çoğu kişiye israf gibi gelir; çünkü yıllarca doluluk bir değer ölçüsü olmuştur.
Boşluğu doldurmak ile tanımak arasındaki fark
Boş bırakılan iki ay, kişiye ilk kez kendi gününü başkasının talebi olmadan görme imkânı verir. Bu sürede ne eksik kaldığı, hangi saatlerin ağır geçtiği, hangi işin özlenmediği görünür. Aynı iki ay hemen dolarsa, kişi yalnızca yeni bir masada eskisinin ritmini sürdürür ve sorular ertelenmiş olur.
Bu boşlukta yapılabilecek tek şey vardır ve o da çok küçüktür: hangi saatin ağır geçtiğini not etmek. Yorum yapılmaz, çözüm aranmaz. Birkaç hafta sonra not defteri, hangi işlevin gerçekten eksik olduğunu, ilk görüşmede anlatılabilecek olandan daha açık söyler.
Bu adımın bir sınırı vardır
Maddi zorunluluk bu adımı çoğu zaman mümkün kılmaz ve bu yöntemi bozmaz. İki ay yerine iki hafta ya da haftada iki boş gün de aynı işi, daha küçük ölçekte, görür. Önemli olan sürenin uzunluğundan çok, boşluğun taahhütle doldurulmamasıdır. Boşluk günlük işleyişi bozacak ölçüde ağırsa, bu bir koçluk masasının değil, bir uzmanın konusudur.
Sahadan
Ayrılığı bizimle konuşmaya gelen kişiler çoğunlukla tarihi getirir: şu gün ayrılıyorum, ondan sonrası için bir plana ihtiyacım var. Plan isteği anlaşılırdır; yıllarca işe yarayan bir reflekstir.
İlk görüşmede yaptığımız şey
İlk görüşmede ayrılık sonrası için bir plan yapmayız. İki sütunlu sayfayı birlikte doldururuz ve sağ sütunda isimsiz kalan satırlara bakarız. O satırlar çoğu zaman devredilmemiş bir işi değil, bırakılmamış bir rolü gösterir. Birçok kişi sayfanın bu kısmını, ayrılığın en uzun konuşulan bölümü olarak hatırlar.
Sağ sütunda boş kalan satırlara bakarken sık sık aynı cümleyi duyarız: bunu zaten ben bilirim, kimseye devretmeye gerek yok. Bu cümle çoğu zaman en uzun süredir taşınan sorumluluğu işaret eder. Adı konduğunda ağırlığı değişmez, ama ilk kez nereye ait olduğu görünür hâle gelir.
Ayrılığı bir tarih olarak değil, bir sıra olarak ele almak, kişiye ilk kez kendi çıkışının sahibi gibi bakma imkânı verir. Nasıl çalıştığımız bu sırayla başlar. Satıştan sonraki dönem için ayrıca şirketini sattıktan sonra ne yapmalı yazısına bakılabilir.
Yöntem bir sonuç vaat etmez; ama çıkışın hangi sırayla yapılacağını gösterir. Sonraki karar da ilk kez bir tarihten değil, kişinin kendi devrinden doğar.