Kariyerde yol ayrımında karar, seçenekler karşılaştırılmadan önce ölçütte tıkanır
Üst düzey bir yönetici kariyerinde bir yol ayrımına geldiğinde, ilk yaptığı şey genellikle iki sütunlu bir liste çıkarmaktır. Bir yanda kalmanın, öbür yanda gitmenin artıları ve eksileri yazılır: maaş, unvan, ekip, ritim, risk. Liste dürüsttür ve çoğu zaman haftalarca güncellenir. Sonra bir noktada yönetici, listenin artık bir şey söylemediğini fark eder. İki sütun ya dengededir ya da her okunuşta başka bir tarafa eğilir.
Kariyerde yol ayrımı karar vermek, seçenekler zayıf olduğu için zor değildir; liste, karşılaştırmanın dayandığı soruyu sormadan karşılaştırdığı için tıkanır. Artı-eksi listesi bir ölçütün var olduğunu varsayar. Hangi sütunun kazandığını söylemek için, neyin kazanç sayıldığının önceden bilinmesi gerekir. Çoğu yöneticide bu ölçüt hiçbir yerde yazılı değildir. Kafada tek bir ağırlıklı ses olarak yaşar ve o ses her gün başka bir şey söyler. Ölçüt yazılı olmadığında karşılaştırma, her akşam yeniden başlayan bir müzakereye döner; sabah verilen karar akşam bozulur, çünkü sabahın ölçütü ile akşamın ölçütü aynı değildir.
Artı-eksi listesinin sessiz varsayımı
Listedeki her madde farklı bir cetvelle ölçülür. Maaş bu yılın cetvelidir, unvan bir sonraki işin cetvelidir, ekip ve ritim ise kişinin pazartesi sabahı hissedeceği şeyin cetvelidir. Bu cetvelleri tek bir toplamda birleştirmek, aynı soruyu üç ayrı kişiye sorup cevapları ortalamak gibidir. Sorun seçeneklerde değil, seçeneklerin hangi soruya cevap olarak okunduğundadır.
Bu noktada yöneticiler çoğunlukla daha fazla bilgi toplar: bir görüşme daha, bir rakam daha, eski bir meslektaşla bir akşam yemeği. Bilgi seçenekleri daha iyi tanımlar ama karşılaştırmanın kuralını değiştirmez. Doğru karar arayışının çoğu zaman onay toplamaya dönüştüğünü başka bir yazıda anlattık; yol ayrımında aynı döngü, bu kez ölçütsüzlük yüzünden çalışır ve her yeni bilgi listeyi yalnızca biraz daha uzatır.
Aynı iki seçenek, üç ayrı zaman ufkunda üç ayrı soruya cevap verir
Bir yol ayrımında konuşan ses tek değildir. Aynı kişinin içinde en az üç ufuk aynı anda konuşur ve her biri seçeneği kendi sorusuna göre okur. Çoğu yönetici bu üçünü birbirinden ayırmaz; hepsi aynı iç ses olarak duyulur.
- Bu yıl: gelir, yük, ailenin önümüzdeki on iki ayı ve kişinin bugünkü enerjisi.
- Beş yıl: hangi işlevde ustalaşılacağı, hangi ağın büyüyeceği, bir sonraki masanın nasıl bir masa olacağı.
- Geri dönüş: yol ikinci yılda yanlış çıkarsa, dönülebilecek bir yerin kalıp kalmadığı.
Üç ufuk çoğu zaman üç ayrı yolu işaret eder. Bu yıl ufku kalmayı, beş yıl ufku gitmeyi söyler; geri dönüş ufku ise her ikisinde de temkin ister. Kişi bu çelişkiyi kararsızlık olarak yaşar. Oysa üç ayrı sorunun üç ayrı cevabıdır ve hiçbiri tek başına yanlış değildir. Sorun, üç sesin de haklı olması ve aralarında kimin söz alacağını belirleyen bir kuralın bulunmamasıdır. Kural olmadığında söz, o sırada en yorgun ya da en heyecanlı olana geçer.
Hangi ufuk konuşuyor
Bir listenin eğildiği taraf, çoğunlukla o gün en yüksek sesle konuşan ufkun tarafıdır. Zor bir çeyrekten çıkan yönetici seçenekleri bu yıl ufkuyla okur; heyecan verici bir görüşmeden dönen, beş yıl ufkuyla. Ölçütü yazılmamış bir karşılaştırma, her seferinde en yüksek sesle konuşan ufkun lehine biter. Karar bu yüzden günün ruh hâline göre değişir ve değişen şey seçenekler değildir.
Liste bir şey söylemiyorsa, seçenekler eşit olduğu için değil, soru yazılmadığı için susmuştur.
Yöntem üç adımdır: ölçütü yazmak, sıradan bir salıyı tarif etmek, kararı yüksek sesle söylemek
Yöntem küçüktür ve adımların sırası, adımların kendisinden önemlidir. Seçeneklere dokunmadan önce ölçüt yazılır. Sonra her yol, ilandaki başlıkla değil, sıradan bir gününün tarifiyle sınanır. En sonda karar, sonuçtan etkilenmeyen bir kişiye yüksek sesle söylenir. Her adım bir öncekinin boşluğunu doldurur: ölçüt olmadan tarifler karşılaştırılamaz, tarifler olmadan söylenen karar bir slogana döner.
Önce ölçütü yazmak
Tek bir cümle yazılır: beş yıl sonra dönüp baktığımda hangi sonuca pişman olmadan katlanabilirim. Cümle seçeneklerden bağımsız kalır; içinde bir şirket adı, bir unvan, bir rakam geçmez. Bunu yazmak çoğu yönetici için beklenenden zordur, çünkü cümle bir tercihi değil bir değeri adlandırır: özerklik, ustalık, güvenlik, ait olma, görünürlük. Sıraya konmamış değerler, listedeki maddelerin gizli ağırlığıdır ve yazıldıkları anda ağırlıklarını kaybetmeye başlarlar.
Sıradan bir salı
Her yol için, ilandaki başlık değil, beşinci yılın sıradan bir salısı anlatılır: sabah kimle, hangi karar için, kaçta, neyin sorumluluğuyla başlanır; akşam neyle bitirilir. Unvan ve maaş bu tarifte yer almaz. Tarifi yazarken sorulan sorular küçüktür ama ağırdır: öğle yemeği kiminle yenir, telefon en çok kimden gelir, kimin onayı beklenir, hangi karar artık başkasına aittir. Tarif somutlaştıkça seçeneklerden birini yazmak zorlaşır. Zorlaşan yol çoğu zaman kişinin henüz hayal etmediği yoldur ve bu bir artı ya da eksi değil, bir bulgudur.
Yüksek sesle söylemek
Karar, sonucundan etkilenmeyen bir kişiye tek cümleyle söylenir: şu yolu seçiyorum, çünkü ölçütüm şu. Cümleyi söylerken sesin ne yaptığı, listenin yapamadığını yapar. Kararla birlikte gelen rahatlama ya da sıkışma bir sonraki adımın bilgisidir. Karar, yüksek sesle söylenebildiği ölçüde verilmiştir; söylenemiyorsa liste hâlâ açıktır.
Her yolun bir bedeli vardır ve karar, bedeli adıyla yazan kişiye ait olur
Üç adım bir yolu parlak göstermek için değil, onun bedelini görünür kılmak için vardır. Hiçbir yol bedelsiz değildir. Ölçütü yazılmamış kararlarda bedel, kararın ardından beklenmedik bir yerden gelir ve kişi onu kendi seçiminin sonucu olarak değil, bir talihsizlik olarak yaşar. Bedeli yazmak karamsarlık değildir; yolu açık gözle seçmenin ilk koşuludur. Dürüst bir bedel listesi kısadır, üç ya da dört satırı geçmez ve her satırın yanında bir tarih bulunur.
Geri dönülebilirlik ayrı bir ölçüttür
Üçüncü ufuk, yani geri dönüş, çoğu zaman ayrı bir soru olarak ele alınmaz ve hata en çok orada yapılır. Dönülebilen bir yol ile dönülemeyen bir yol aynı ağırlıkta sayıldığında, dönülemeyenin riski gözden kaçar. Hangi kapının hangi tarihte kapandığı tek başına bir satır olarak yazıldığında, listedeki diğer satırların hepsinden farklı bir ağırlık taşıdığı görülür.
Bedeli yazan lider yolunu daha az tedirginlikle yürür; çünkü ilk zor ayda bunu bilmiyordum demek yerine bunu yazmıştım diyebilir. Bedeli adıyla yazılmış bir karar, ilk zorlukta kendini geri almaz. Bu kararın doğru çıkacağı anlamına gelmez. Yalnızca kararın sahibinin kendisi olduğu anlamına gelir.
Sahadan
Yol ayrımıyla odaya gelen yöneticiyle ilk işimiz seçenekleri konuşmak değil, ölçütü bulmaktır. İlk yarım saat çoğu zaman, yöneticinin elindeki iki seçeneğin hiçbirinden söz edilmeden geçer. Bunun nedeni, seçeneklerin zaten iyi bilinmesidir; bilinmeyen, onlara hangi gözle bakıldığıdır. Çoğu yönetici için ölçüt, ilk kez yazılan bu cümlede görünür olur.
İlk görüşmeden sonra olan
Ölçüt yazıldığında liste çoğu zaman kendiliğinden eğilir. Yönetici bazen beklediği yolu değil, hiç düşünmediği üçüncü bir yolu bulur; bazen de ikisini de elemeden bir tarih koyar. Her iki durumda karşılaştırma bir hafta öncekinden farklı bir yerden başlar: seçenekler ölçüte göre sıralanır, ölçüt seçeneklere göre değil.
Nasıl çalıştığımız bu soruyla başlar. Karar yöneticiye aittir; bizim işimiz, kararın hangi soruya cevap olarak verildiğini görünür tutmaktır. Ayrılma yolu seçildiğinde de iş orada bitmez, çünkü devir teslim ayrı bir iş olarak başlar. Yön üzerine diğer yazılarımız Perspektif sayfasında duruyor.