Yolun ortası, bir yol ayrımı değildir
Bir yol ayrımında iki yol da öndedir. Kişi henüz hiçbirine adım atmamıştır; seçenekler aynı ölçüde gelecektedir ve karşılaştırma, ne kadar zor olursa olsun, iki bilinmezin karşılaştırmasıdır. Yolun ortası başka bir yerdir. Orada yollardan biri yarı yarıya yürünmüştür: sekiz yıllık bir finans kariyeri, bir ebeveynden devralınmış bir şirketin yönetimi, üç yıllığına kabul edilmiş ve üçüncü yılına girmiş bir dönüşüm görevi. Yönetici bir sabah bu yolun artık kendisine uymadığını fark eder ve kendini, yolun ortasındayken yolunu değiştirmek gibi bir sorunun içinde bulur.
Bu iki durum çoğu zaman aynı kelimelerle anlatılır: kalmak mı, gitmek mi. Oysa ortada verilen karar, yol ayrımında verilenden farklı işler. Yolun ortasında seçeneklerden biri artık bir seçenek değil, bir geçmiştir ve geçmiş, gelecekten daha yüksek sesle konuşur.
Yürünmüş yarının sesi
Yürünmüş yolun sesi üç yerden gelir. Yıllar oraya verilmiştir ve bırakılan her yol, o yılların bir kısmını boşa gitmiş gibi gösterir. İnsanlar o yola eşlik etmiştir: yöneticinin peşinden gelen bir ekip, atamasını destekleyen bir yönetim kurulu, kararı onunla birlikte taşıyan bir aile. Bir de yöneticinin kendisine ve başkalarına anlattığı hikâye vardır. Bu yolu neden seçtiğinin hikâyesi, yıllarca tekrarlandıkça kimliğinin bir parçasına dönüşmüştür.
Bu seslerin hiçbiri haksız değildir. Ama yol ayrımında olmayan bir ağırlık eklerler ve kişi çoğu zaman bu ağırlığı kararın kendisi sanır.
Ortada sorulan soru çoğu zaman geçmişe dair bir hükümdür
Yolun ortasında yön değiştirmeyi düşünen yöneticilerle konuştuğumuzda ilk cümleler nadiren geleceğe dairdir. Bu yolu seçmekle hata mı yaptım. Bunca yılı boşa mı harcadım. O zaman başka türlü mü karar vermeliydim. Soru ileriye bakıyor gibi görünür ama geçmiş hakkında bir hüküm ister.
Hükmü bekleyen karar
Bu iki soru birbirine bağlandığında karar iki yönden de kilitlenir. Yönetici ya ilk seçiminin yanlış olduğunu kendine kanıtlayana kadar yön değiştiremez ya da ilk seçiminin doğru olduğunu kanıtlamak için yürümeye devam eder. İlki geçmişi suçlu ilan etmeyi gerektirir ve çoğu insan buna hazır değildir. İkincisi daha sessizdir ve daha uzun sürer; yönetici yıllarca, bir zamanlar o yolu seçen kişiyi haklı çıkarmak için yürür.
Yolun ortasında takılan karar çoğu zaman bir yön sorusu değil, eski seçime verilecek hükmün beklenmesidir. Bu hüküm hiçbir zaman tam olarak verilemez, çünkü ilk seçim o günün bilgisiyle yapılmıştır ve o bilgi bugün yeniden kurulamaz. Hükmü beklemek, kararı süresiz ertelemenin en saygın görünen yoludur. Bu bekleyişin bir bedeli de vardır: soru açık kaldıkça yönetici yolu yarım bir dikkatle yürür ve yolun kendisi de bundan payını alır.
İlk seçim o günün bilgisiyle yapıldı; bugünkü karar bugünün bilgisini hak eder.
Yolu seçen kişi ile yolu yürüyen kişi aynı kişi değildir
Cevabı verilemeyen sorunun yerine konabilecek daha işe yarar bir soru vardır: yolu seçen kişi hâlâ yolu yürüyen kişi mi. Bir yol, onu yürüyeni değiştirir. Sekiz yıl önce bu yolu seçen yönetici onu o günkü ölçütüyle seçmişti; neyi kanıtlaması gerektiğine, neyi henüz bilmediğine ve neyi istediğine göre.
Yolun kişiye yaptığı
Yolun ortasında bu ölçüt çoğu zaman üç yerden kaymıştır:
- Kişinin neyde iyi olduğu: yol, başlangıçta zayıf olan becerileri güçlendirmiş, güçlü olanları bir rutine çevirmiştir.
- Neyi kanıtlaması gerektiği: başta kanıtlanması gereken şey çoğu zaman yol boyunca kanıtlanmıştır ve artık bir hedef değildir.
- Neyi istediği: yol, kişiye önceden bilmediği bir isteği göstermiştir; bazen bir işin türünü, bazen bir ritmi, bazen birlikte çalışılan insanların türünü.
Bu kaymalar bir başarısızlığın değil, yolun işini yapmış olmasının işaretidir. Yol, kişiyi onu seçtiği gündeki ölçütün ötesine taşımıştır. Yolun ortasında yön değiştirme isteği çoğu zaman yolun yanlış olduğunu değil, yolun kişiyi değiştirdiğini gösterir. Fark küçük görünür ama kararın tonunu değiştirir: geçmiş bir hata olarak değil, bir hazırlık olarak okunur.
Her yön değiştirme isteği bu türden değildir. Bazen yol gerçekten kötüleşmiştir; bir ortaklık bozulmuş, bir şirket başka bir şeye dönüşmüştür. Bazen de istek yalnızca zor bir dönemin yorgunluğudur. Hangisi olduğunu ayırmak için önce yolu seçen kişinin ölçütü yazılır, sonra bugünkü kişinin ölçütü, ve ikisi yan yana okunur. Fark ölçütteyse yön sorusu gerçektir. Fark yalnızca bu çeyreğin ağırlığındaysa, beklemek de bir cevap olabilir.
Yön değiştirmek, yürünen yolu inkâr etmeden yapılır
İki ayrı cümle
Yön değiştirmenin ilk adımı, geçmişi ve geleceği iki ayrı cümleye bölmektir. İlk cümle geçmiş hakkındadır: o gün, o bilgiyle ve o ölçütle bu yolu seçmek makuldü. İkinci cümle bugün hakkındadır: bugünkü bilgiyle ve bugünkü ölçütle bu yolun devamı bana uymuyor. İki cümle birbirini çürütmez. Birincisini yazabilen yönetici, ikincisini söylemek için geçmişini mahkûm etmek zorunda kalmaz.
Bu ayrım, yürünmüş yolun geride ne bıraktığını da görünür kılar. Yön değiştirmek çoğu zaman sanıldığından daha azını bırakır. Edinilen beceriler, kurulan ilişkiler, bir sektörü içeriden tanımak yeni yola taşınır. Bırakılan şey yolun kendisi değil, o yolun bir sonraki durağıdır. Bir yolu bırakmak onu yürümüş olmayı geri almaz; yürünmüş yarı, yeni yolun ilk yarısı olarak taşınır.
Yön değiştirmek her zaman yoldan çıkmak anlamına da gelmez. Bugünkü ölçüt bazen aynı şirkette başka bir rolü, aynı rolde başka bir kapsamı ya da yalnızca bir bitiş tarihini işaret eder. Yolun ortasındaki yönetici seçenekleri çoğu zaman ikiye indirir, kalmak ya da gitmek, çünkü geçmiş hakkındaki hüküm de ikilidir: doğru ya da yanlış. Hüküm kenara konduğunda seçenekler de çoğalır. Üç yıllık dönüşüm görevini tamamlayıp ardından ayrılmak, bugün ayrılmaktan farklı bir karardır ve ikisi arasındaki farkı en iyi bilen kişi yöneticinin kendisidir.
Yanında yürüyenler
Yolun ortasında en zor konuşma, o yola yöneticiyle birlikte girenlerle yapılır: onun peşinden gelen bir ekip, ona güvenerek imza atmış bir ortak, bu yol için şehir değiştirmiş bir aile. Yön değiştirmenin bedelinin bir kısmını bu insanlar taşır ve bedeli adıyla söylenmeden verilen bir karar ilk zorlukta geri alınır. Konuşma kararı haklı çıkarmak için değil, bedeli kimin taşıdığını kabul etmek için yapılır.
Bu konuşmanın zamanı da önemlidir. Karar netleşmeden yapılırsa bir danışmaya döner ve karşı taraf onu bir pazarlık olarak okur. Karar duyurulduktan sonra yapılırsa bir bildirime döner. Kararı verdikten sonra, ama karar yürürlüğe girmeden önce yapılır. Yol ayrımındaki kararı yüksek sesle söylemeyi seçeneklerden önce ölçütü yazmayı anlattığımız yazıda ele almıştık. Yolun ortasında aynı cümleye bir ek gelir: bu yoldan ne aldığım ve kime ne borçlu olduğum.
Sahadan
Yolun ortasında bize gelen yöneticilerin çoğu, ilk görüşmede kalmanın ya da gitmenin gerekçelerini değil, ilk kararlarının hikâyesini anlatır: o yolu neden seçtiklerini, kimin ne dediğini, o gün neyi bilmediklerini. Bu anlatı kendiliğinden bir hükme doğru akar ve biz onu orada durdururuz.
Odada olan
İlk işimiz iki cümleyi ayırmaktır. Geçmiş hakkındaki cümle yazılır ve kenara konur; bir daha tartışılmaz. Sonra bugünkü kişinin ölçütü bulunur. Çoğu zaman bu noktada yön sorusunun beklenenden daha sakin bir soru olduğu ortaya çıkar. Yolun ortasındayken yolunu değiştirmek, geçmişi yargılamayı bırakan yönetici için bir itiraf değil, sıradan bir karardır.
Karar ister kalmak ister gitmek olsun, sonrası ayrı bir iştir. Gitmek seçildiğinde ayrılışın bir devir teslim olarak kurulması gerekir. Nasıl çalıştığımız bu soruyla başlar; diğer yazılarımız Perspektif sayfasında duruyor.